Kendi blogunu oluştur ;)
info |

-=[ b£â©krâp ]=-

BreakDance

break  

1980’li yılların başında Amerika’da başlayan ve bir fırtına gibi bütündünya gençliğini etkisi altına alan break dance, Türkiye’de 1993 yıllarındakendini etkin olarak göstermeye başladıktan bir süre sonra bir anda gözdenkayboldu. Bugün bildiğimiz sitiliyle break dance ise, (sosyal, kültürel veekonomik yapısı gereği, break dance’nin ortaya çıkışı için en uygunkoşulların oluştuğu) İstanbul’da, Almanya’dan gelen ‘İstanbul CityBreakers’ın tetiklemesiyle yayıldı yurdun dört bir yanına. İstanbul CityBreakers’ın efsanevi danslarıyla suladıkları topraklardan, Bakırköy’de‘Lords Of İstanbul’ ve ‘Takım 34’, Kadıköy’de ‘İstanbul Street B-Boys’yeşerdi. Hemen ardından İzmir’de Young Energy B-Boys, Ankara’da Devil Dogs,Bursa’da Bursa City B-Boys esen bu rüzgarı Anadolu’ya taşıyan öncüleroldular. İstanbul’da ise Özellikle 'İstanbul Street B-Boys' un Kadıköyyakasında peşi sıra düzenlediği, ve genellikle Dj Turbo, Dj Arda ve DjDouble MT’nin dj.liklerini yaptığı partilerde b-boylar biraya gelerekkendilerine yeni yaşam alanları yaratıyordu. Türkiye'ye ilk olarak,'İstanbul Street B-Boys'un partisine Flying Steps’den Crok ve Vartakgeldi. Bu başarıyla geçen büyük partiden güç bulan Takım 34 ve S2K 1998yılında Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük partisi olan 'Kıyamet Günü'nüdüzenlediler. South Side Rockers grubu ve yurt dışından bir çok b-boy vegraffitici’nin yanı sıra 1500 kişinin katıldığı ‘Kıyamet Günü’ ile breakdance’nin yakaladığı muhteşem rüzgar, bir anda tüm Türkiye’de break dance’ıngençliğin arasında salgın gibi yayılmasını sağladı. Bu rüzgarda, elbetteaynı yılarda, Dj Arda'nın yaptığı ve efsane b-boy Storm'un yanı sıraFlying Steps'den ayrılan Crok'unda katıldığı büyük partinin ve yılarcaBlue Jean dergisindeki köşesinde yazdığı yazılarla yurt genelinde tümbreaker’lar arasında iletişimi sağlayan Turbo’nun payı büyük oldu. Birbiriardına kurulan yüzlerce grup arasında, bugün adı en çok duyulan Takım 34,Young Energy B-Boys, Lord Of İstanbul, Devil Dogs, Bursa Sky-B Crew, DreamNight Breakers, İnfaz Apache B-Boys, Bağcılar B-Boys, Breakkers Famılly, C4Crew, Deprem, Kayseri B-Boys, İstanbul Street B-Boys, L.O.İ., PendikB-Boys, Poison Of Spider B-Boys, Samsun Stars Breakers, Trabzon Free Youngbu gruplardan sadece bazıları.

  Dünyada ‘Break Dance’ın doğuşuna dair birden fazla öykü dolaşmaktaortalıkta. Afrika Bambaata’nın Newyork’da sokak kavgalarına son vermek,gençler arasında çıkan sorunlara barışçıl bir çözüm bulmak amacıyla breakdance’ı ortaya çıkardığını söyleyenlere karşılık, Los Angeles'danSugarpop’un bu dansı ortaya ilk kez çıkardığını söyleyenlerde bulunuyor.Ortaya çıkış şekli nasıl olursa olsun, break dans’ın en büyük özelliğinin,onun fiziğe, çevikliğe ve akrobasiye dayanan bir sokak dansı olarak,rakiplerin aynı anda karşı karşıya gelerek tüm hünerlerini kapışma yoluylaortaya koyarak çıkabilecek kavgalara son vermesi olduğunu rahatlıklasöyleyebiliriz.

  Bugün, birkaç yıl gibi çok kısa bir süre içinde Türkiye’nin dört biryanında çalışmalarını sürdüren pek çok grubunun ortaya çıkması, hiphopkültürünün en temel unsurlarından biri olan break dance’ının önlenemezyükselişini açıkça göstermektedir. Üstelik, özelikle Avrupa’da resmen devleteliyle desteklenmesine karşın, ülkemizde devletin kolluk kuvvetlerinden,radikal siyasi akımların alt temsilcilerine, nihayetinde eğitimsiz halkıngenelinin tüm engellemelerine rağmen break dance, gençler arasında büyük birhızla yayılarak yurdun dört bir yanında mahallelere kadar girmiştir. Buyayılmada, elden ele dolaşan video kasetleri, hiphop partileri, breakdance’ın estetik görünümü ve en önemlisi de gençlerin pek çok temelihtiyacını karşılıyor olması çok etkili olmuştur.

 dsc00358_break_dance


  Break dance aracılığıyla günümüz gençliği pek çok temel ihtiyaçlarınıkarşılamaktadır: bulunduğu baskıcı çevreden kopup yeni bir arkadaş grubunaüye olma, kendisini geliştirme, ifade etme, çevresine kabul ettirme, vebiriken enerjilerini bu güç, çeviklik gerektiren bu sportif dansaracılığıyla açığa çıkarma....

  Buna karşılık, daha çok alt ve orta sınıfa mensup ailelerin çocukları olanbreaker’ları bekleyen pek çok temel sorun bulunmaktadır. Bu temelsorunlardan biri, çalışabilecekleri yeterli alanların bulunmaması.Avrupa’da ve Amerika’da toplumun sosyal ve kültürel gelişmişliği nedeniyle,gençlerin çalışabilmeleri için pek çok kurumların kurulmasına, sosyal,kültürel ve sportif alanların açılmasına karşılık, Türkiye’deçalışabilecekleri kapalı bir alanı bulunmayan ve bu nedenle dışarıda, sokakortalarında çalışmak zorunda kalan gençlerin mekan sorunu çözülmesi gerekenen temel sorunlardan biridir. Belki de en büyük temel sorunlardan biride,Türk toplumunun kendilerine karşı gösterdikleri yoğun baskı ve dışlamışlık.Temel bir sorun olan mekan sorunu, yaz kış demeden dışarılarda bulunabilecekiyi veya kötü alanlarla kendileri için çözülebilecek bir sorun olmasınakarşın, ailelerinin ve toplumun kendilerine karşı gösterdiği baskı, şiddetve aşağılanma önlerinde bir duvar gibi duran daha büyük bir sorundur. Busorun aşıldığında ise, break dance’ın bir sel gibi akmasını durdurabilecekhiçbir güç kalmayacaktır önünde.

Graffiti Tarihi

rafitii Graffiti sanatinin iki farkli cikisi anlatiliyor..Birincisi; (Amerika) Graffiti 60'li yillarda iki ayri grup tarafindan kullanilan bir yöntemdi. Politik gruplar görüslerini belirtmek için, sokak çeteleri ise hükmettikleri bölgeleri belirleyip herkese duyurmak için sokak duvarlarina imzalarini birakmaya basladilar. Coolbread ve Cool Earl adinda iki genç isimlerini duyurmak ve kamuoyunda ilgi çekmek için bombing (bombalama) diye de bilinen sehrin tüm duvarlarina isimlerini yazma islemini ilk uygulayan iki kisi. Graffitinin sehir duvarlarindan metrolara, yani underground'a inmesi TAKI-183 takma adiyla taninan Yunanli bir gencin oradan oraya haber tasirken sprey boyalarla metrolarin üzerine adini yazmasiyla baslamis. TAKI bu gencin adi yerine kullandiği bir kisaltma, 183 ise yasadiği caddenin adiymis. Çoğu metro istasyonunda rastlanan bu ad herkesin ilgisini çekmis. Benzerleri olan JULIO 204, FRANK 207 ve daha birçoğu metrolara isimlerini ilgi çekecek sekilde yazmaya baslamislar. Bu isimler çoğaldikça, rekabet ortaminin zorunluluğu olan farkli olarak öne çikma arayislari da baslamis. En ilgi çekici, en renkli yazi biçimini kullanarak adini yazma uğrasi ortaya yepyeni stiller çikarmis. Ve böylece tag adi verilen graffiti yazari imzasina semboller, ilgi çekici resimler eklenmeye baslamis. Zamanla kullanilan harflerin boyutlari büyümüs, harflerin içi desenlerle süslenmeye baslanmis, yaraticilik sinir tanimamis.  İkincisi;(Almanya) 2.dünya savaşından sonra dogu bloku belirlemek için yapilan berlin duvari, uzun süre insanlar üzerinde özellikle dogu almanya halkı için bi baskı olmuştur. 1970lerin basında protest amacıyla ghetto insanları çeşitli yazılar yazmaya başladı. Yazıların amacı sadece mevcut düzene başkaldırma idi, yani hiç bi sanat ruhu taşımıyodu. 80'lerde graffiti kültürü gelişmeye devam etti, artık insanlar sadece mesaj vermek verine görselligede onem veriolardı,berlin ve münih graffiti sanatçıları(writer) bu konuda cok uzmanlaştılar. Şehrin her yerini kafasina göre boyayan bu anonim sanatçilar medyanin da ilgisini çekmis çekmesine ama haklarinda en fazla bir iki yazi yazilmis, geçilmis.

raffiti  

 Graffiti bir üniversite öğrencisinin ilgisini çekene kadar, underground sanatçilar tarafindan icra edilmeye devam edilmis. Hugo Martinez adli öğrenci, graffiti'deki potansiyeli fark edip, United Graffiti Artists derneğini kurmus ve graffiti örneklerini bir sergide sanatsever kitlelere sunmus

Rap'in Tarihi

 
Hip Hop

Yes yes y’all.
It’s the serious, serio-so jointski,
You’re listening to the sound system:
The Herculords... cu-lords... lords...
And I just want to say to all my b-boys... boys... boys...
Boys:
Rock On!
Time to get down to the a.m.
But please remember:
Respect my system and I’ll respect you and yours
hiphopkingsbw7

Şimdi bu dizeleri kuru kuru okuyor olmanız pek olası değil ama, biz yine de uyarımızı yapalım: Bu sözleri içinizdeki basın sesini biraz yükselterek ve ritm eşliğinde okumak lazım. Çünkü, bir ritmin üzerine söylenen bu sözlerin başlattığı ve hala devam eden bir tarihin öyküsüne başlıyoruz. Bu sözler bundan yaklaşık 25 sene önce, genç bir Jamayikalı DJ tarafından bir partide söylenmiş ve bir yaşam stilinin başlangıcı niteliğinde. Bu sözler aynı zamanda da müzikte bir devrimin, New York’un Bronx semtindeki yıkık dökük evlerde düzenlenen, dış dünyaya kapalı uzun partilerin ifadesi niteliğinde. Sadece bir müzik türü olarak kalmayan, tüm bir yaşama dağılan hip-hop’un ifadesi.

B-boys, system, herculords... Bu kelimelerin hip-hop kültüründe ne anlama geldiğine bakmadan önce, ilk ifade edilişlerinden biraz gerilere gidelim ve kendini ifade etme olanağı olmayan binlerce insanın uzun bir süre için tek ifade aracı haline gelen hip-hop kültürünün köklerine bir bakalım.

Bugün hip-hop öncelikle boğazına kadar stile batmış, hatta stilin kitabını yazmış starların dev plak şirketleriyle anlaşmalar yapıp, milyon dolarlık klipleriyle devamında gelecek milyon dolarlık turnelerini tanıttıkları devasa bir endüstrinin önemli bir parçası.

Oysa hip-hop bir başkaldırı olarak başlamış. Ve hep göz önünde olan dev ünlüler tarafından olmasa bile, guruları tarafından hala bu kimliğiyle devam ettirilmeye çalışılıyor.

Hip-hop kültürünü hip-hop türü müzik yapan bir sanatçıyı takip ederek tam olarak anlamak pek mümkün değil, çünkü hip-hop kültürü 4 ana bölümden oluşuyor: Breakdance, graffiti, rapping ve DJ’ing hip-hop’un kilometre taşları ve hepsi birbirine paralel gelişerek hip-hop’u doğurmuş. Bunların her birini tek bir yazıya sığdırmak çok zor ve biz işe en asıl ve en bilinenleri olan DJ’ing ve rappingle başlıyoruz.

Hip-hop’u başlatanlar ve şekillendirenler Amerikalı siyahlar. Tarzlarını kendileri yoktan var etmiş değiller, mensubu oldukları siyah kültürün sözlü özelliğinin hip-hop üzerindeki etkisi tartışılmaz. Sözü müzikle, melodiyle uyumlu hale getirerek mesajı vermek siyah kültürün kökeninde var. Afrika’daki kabilelerden, kilise ayinlerine kadar her yerde öne çıkan bu stil, rap’in de temelinde.


Siyahlar ve Sözlü Kültür


Siyahların tarihi sözlü anlatımla belirlenmiş. Meramını melodik sözlerle anlatmanın siyahlarla özdeşleştirilmesinin sosyo politik bir tarihi de var. Bizim filmler sayesinde ucundan tanık olduğumuz gibi, siyahların kilise ayinleri pek bir neşeli, pek bir hareketli ve gürültülüdür. Onlar Tanrı’yla konuşarak, şarkı söyleyerek ibadet ederler. Bu kilise ayinleri ayrımcılık günlerinde siyahların sosyalleşme merkezi görevi görmekteymiş. Bu ayinlerde korkutucu ve susturan Tanrı, onun tarafından koyulan yasaklar ve kasvetli ibadet ayinleri değil, ona duyulan sevgi ve onunla sohbet etmenin, şarkılar yoluyla ona seslenmenin verdiği neşe hissedilir hep. Kilisede vaaz veren rahibin konuşması da sık sık dinleyicilerin ‘Hallelujah’, ‘Yes, Lord!’ ve benzeri nidalarıyla kesilir, ki bu bir saygısızlık değil, bir gereklilik, kendini vaaza tam olarak verme ve vaaza yardımcı olma göstergesidir. Benzer şekilde, Afrika kabilelerinde anlatılan hikayeleri sessizce ve tepki vermeden dinlemek de bir saygısızlık göstergesidir, hikaye sık sık tekrarlamalar ve tasdiklerle bölünür.

Hip-hop’un ilk adımları

Hip-hop’un başlangıcı, 70’li yılların Amerika’sı. O yıllarda Amerika’da siyah öfke gayet büyük. 1968 yılında Martin Luther’ın öldürülüşünden sonra siyah ayaklanmalar kontrol altına alınamıyor. Şimdiye göre daha az tehlikeli Harlem’e hiçbir beyaz ayak basamıyor. Siyahlar kendi yaşam bölgelerini belirlemişler ve o bölge içinde kendi kurallarıyla yaşıyorlar. Siyahların çok fazla sorunu var; ayrımcılık, maruz kaldıkları ikinci sınıf insan muamelesi, ayaklanmalar. Peki siyah gençliğin durumu ne? Siyah gençler bir yandan siyah olmanın getirdiği bu sorunlarla, bir yandan da genç olmanın sorunlarıyla boğuşmak zorunda. Kendini ifade etmek tabii ki en önemli gereklilik. Ve bunun en iyi yolu da kendi arkadaş grubunu kurmak ve beraber bir şeyler yapmak. Örneğin parti vermek. O sıralar disko müzik pek bir moda, disko ateşi her yanı sarmış, John Travolta’nın Saturday Night Fever filmi için siyah gömlekli beyaz takım elbiseli haliyle verdiği “az önce pistte dağıtırken omuzum çıktı ama yine de dansa devam ediyorum” pozu her 3 Amerikalı beyaz gençten birinin duvarını süslemekte. Disko DJ’liği underground bir meslek olmaktan çıkmış, disko müzik her yana dağılmış. 1967 senesinde Jamayika’dan Bronx’a taşınmış olan Clive Campbell isimli bir genç ise reggae müziği New York’lu gençlere sevdirmeye çalışmanın beyhude bir uğraş olduğunu anlamış ve kendi çapında bu parçaların üzerine funk ve latino mixler atmaya başlamış.


Daha sonra DJ Kool Herc, Godfather of HipHop Culture olarak tanınacak olan Clive, 1973’de kız kardeşine doğum günü partisinde müzik işini üstleneceğine dair söz verir ve iki pikap ve iki zayıfça hoparlörden oluşan müzik sistemiyle harikalar yaratır. Partiye gelenler onun DJ’liğinden o kadar etkilenirler ki, kendi partilerinde de gelip müzik yapması için teklifler yağar. Doğum günü partileriyle piyasaya adım atan Herc işi gittikçe büyütür ve Bronx çevresinin en aranan parti DJ’lerinden biri olur.

O zamanlar DJ’lerin partilere katılan kişileri isimleriyle hitap ederek selamlaması adettendir ve Kool Herc de partilerine katılanlarla şarkı sırasında muhabbet eder. Tabii, bu selamlama karşılıksız kalmaz, particiler de DJ’e karşılık verirler. İşte yazının başındaki sözler Kool Herc’in topluluğu havaya sokmak için söyledikleridir. Müzik eşliğinde söyleşme böyle sürer giderken, DJ Herc muhabbeti müzikle uyumlu bir hale getirmeye başlar ve rap müzik işte bu salonlarda başlar.

B-Boy, Herc’in yaptığı müzik eşliğinde dans eden gençlere verdiği isim. Onları B-Boy yapan sadece dans etmeleri değil, taze hip-hop kültürünün her alanına gönülden bağlı olmaları. Yani, graffiti yoluyla binalara renkli imzasını bırakan bir genç de B-Boy. Hip-hop kültürünün diğer iki önemli öğesi breakdance ve graffiti’ye bir başka yazıda bakacağız.


egede7

Herc, partilerinde insanları gözlemlerken sade ama güçlü ritimlerin insanları dans etmeye heveslendirdiğini fark eder ve parçaların bu bölümlerini uzatmak için aynı plağı iki ayrı pikapta çalar; ritim birinde bitince öbüründe baştan başlayacak şekilde çalmaya başlar; ya da bir parçayla başka bir parçanın breaklerini arka arkaya çalar. Böylece Herc o zamana göre bile gayet ilkel sayılabilecek müzik sistemiyle hip-hop’un temeli olan breakbeats’i icat etmiş olur. Artık tek parçanın hükmü biter, parçaları karıştırarak kendi parçasını oluşturmak meşru hale gelir; hem de dinleyen herkes buna bayılır. Hip-hop kültürünün en ana kısmı olan DJ’ing ya da emceeing işte Herc’in ellerinden böyle doğar. (emcee / MC: Master of Ceremonies mikrofonu kullanmaya izni olan tek kişi) Herc’in hayranları ve partilerinin müdavimleri olan Grandmaster Flash ve DJ Bambaata da Herc’in başlattığı akımı kendi fikirleri ve imkanlarıyla genişleterek isimlerini duyurmaya başlarlar.

Bu arada sayıları gittikçe artan DJ’lerin müdavimleri, müziği kapalı odalardan sokaklara taşır; sokakta müzik çalarak, dans ederek, duvarları boyayarak hip-hop kültürünün ilk adımlarını atarlar.

Kool Herc’in sıkı hayranlarından Afrika Bambaata 73 senesinde The Universal Zulu Nation’ı kurar. Zulu Nation kendini hip-hop kültürünü yaşatmaya ve zenginleştirmeye adamış insanlardan oluşan bir topluluktur. Zulu Nation hala dünyadaki en büyük hip-hop organizasyonu olarak biliniyor. Her ırktan, her dinden ve her dilden üyesi var. Mottosu Barış, Birlik, Sevgi ve Eğlence olan Zulu Nation’ın sayfasına şuradan ulaşılıyor.

Bu üç DJ’den hangisinin hip-hop’un babası olduğu günümüzde bile tartışılmakta. Her biri kendisine bu sıfatı yakıştırıyor, hatta bu konuyla ilgili bir açık oturuma katılıp birbirleriyle dalaşmışlıkları bile var. Onların kurucusu sayıldığı bu ilk döneme şimdi old school (eski okul / ekol) deniliyor. Old school, stilin arka planda kaldığı, müziğin ve sözlerin öne çıktığı ilk hip-hop dönemi.



New school ise bu ilk dönem müziğinin girdiği çıkmazdan sonra başlayan dönemin ismi. 1979 yılında Sugarhill Gang tarafından piyasaya çıkartılan ilk rap albümü Rapper’s Delight 2 milyon satınca devamında yüzlerce rap albümü gelmiş. Seksenli yılların başında ise tüm bu albümlerin, rap parçalarının birbirine benzerliği dinleyici kitlesinde önemli bir düşüşe sebep olmuş ve rapin geçici bir akım olduğu neredeyse tasdiklenmiş. Tam o sıralarda piyasaya sürülen dijital sampler’lar, DJ’lere daha karmaşık ve özgün müzik yapma şansını verince yeni bir rap akımı ivme kazanmış. Public Enemy, KRS One, Beastie Boys ve LL Cool J’in ilk temsilcileri olduğu New school’la rap müziği yeni kimliğine kavuşmuş. Ve artık müzik listelerinden inmediği bugünkü haline kadar gelmiş.

Old school ve new school ayrımında, hip-hop kültürünün iki ana dalı olan DJ’ing ve rap söz konusu. DJ’ing konusunda yeterince bilgilendik. Peki, rap ya da rapping nasıl doğmuş?

Rap İngilizce to rap fiilinden geliyor. Rap müziği çıkmadan çok çok önceleri de kullanılan bir terim. Rapper, 20. yüzyılın başlarında polise ispiyonculuk yapan kişilere takılan isim, bildiğimiz gammazcı. Kelimenin melodik konuşmayı çağrıştırmaya başlaması 40’lı 50’li yıllara rastgeliyor. Melodik konuşmayla rakibi alt etme işlemine rap yapmak deniyor. En çok rap yapanlar radyo DJ’leri ve politikacılar. Günümüzdeki rapin en isabetli tanımlarından birini ise Public Enemy’nin beyni Chuck D. yapmış: “CNN’in getto versiyonu.”

Puff Daddy’nin, Vogue dergisinin Kasım sayısında yayınlanan röportajda söylediklerini okuyunca insan ister istemez “Getto ve çağrıştırdığı her şey hala hip-hop’un mu, hip-hop getto’dan ayrılalı çok oldu mu” diye soruyor: “Mücevherler sadece bir kızın değil benim de en iyi arkadaşım. Elmasın bana verdiği hissi çok seviyorum.”


Hip-hop ve rap ilk çıktığı gettolarda hala ilk anki heyecanıyla ve ilkeleriyle yaşıyor, can çekişse de ölmüyor. Amerikalı siyahların durumu belki 30 yıl öncesine kadar çok daha iyi ama gettolarda yaşayan gençler için durumun çok da iyi olduğu söylenemez. Gettodaki yaşamdan kurtulmak ve kendini kabul ettirmek için çok uğraşmak gerekiyor. Ne maddi durumu ne de eğitimi iyi olmayan Amerikalı bir siyah gencin ise önünde pek de fazla seçenek yok; hip-hop müzik yapmak ya da bir basketbol starı olmak için gece gündüz antrenman yapmak bu noktada tek kurtuluş gibi görülüyor.

Sosyal olarak aktif olan ve plak şirketlerinin ve reklam kampanyalarının peşinde koşmak yerine, yararlı işler yapan hip-hop sanatçıları da var. Örneğin Camp Cool J ve birçok artist AIDS araştırmalarına bağışta bulunuyor, seçim kampanyalarında aktif roller alıyorlar. Amerika’da hip-hop’çuların etkili bir politik güç olduğunun fark edilmesi Bill Clinton zamanına dayanıyor. Yapılan araştırmalar göstermiş ki, Bill Clinton’un saksofon çalması, müzikle ilgili olması ve siyahların sorunlarına gösterdiği ilgi ona seçimlerde çok oy kazandırmış. Seçime katılan genç siyahların %84’ü, yani neredeyse tamamı oylarını Clinton’a vermişler. Uzun bir zaman sonra Amerika’da Demokrat Parti’li bir Başkan’ın seçilmesinde önemli rol oynayan hip-hop jenerasyonu, şimdi politik gücünün çok daha farkında ve oluşturulan sayısız sivil örgütle kendini gösteriyor. Geçtiğimiz seçimlerde Demokrat Parti adayı Al Gore da Clinton’ın yolundan giderek seçime kısa bir süre kala Fugees’in eski elemanlarından Wyclef Jean’in kendisini desteklediğini açıklayarak oy istemişti.

Amerika dışında hip-hop


Hip-hop sadece doğduğu yer olan Amerika’da ve isim babaları olan Amerikalı siyahların değil, dünyanın birçok ülkesinde, her ırktan sanatçının mensubu olduğunu iddia ettiği bir kültür. Hip-hop Fransa ve Almanya gibi birçok Avrupa ülkesinde hem o ülkenin vatandaşı olduğu halde kendini azınlık olarak hisseden ve hem de azınlık gruplarından birine mensup sanatçılar tarafından yaşatılıyor. Örneğin, Almanya’da yaşayan ikinci jenerasyon Türk gençleri de kendi seslerini duyurmak ve politik duruşlarını ifade etmek için hip-hop’u seçiyorlar. Nefret ve Cartel (şimdiki adıyla Karakan) bunların en bilinenleri. Almanya’daki Türk hip-hop grupları için hip-hop yabancı düşmanlığına, şiddete ve bunların getirdiği sorunlara karşı kendini ifade etmenin en etkili yolu. Kanak Attak (almanca)ise Almanya’daki tüm Türk hip-hop gruplarını, sevenlerini ve kendini bu yolla ifade etmek isteyenleri bünyesinde toplayan bir proje; yani bir nevi Universal Zulu Nation’ın Berlin gettolarındaki ayağı.
ist
Getto

Getto elbette sadece bir Amerikan terimi değil. Herhangi bir ülkede azınlıkların ve yoksulların yoğun olarak yaşadıkları bölgelere getto adı veriliyor. En meşhur Türk gettosu ise Berlin’deki Kreuzberg. Kreuzberg Berlin duvarı yıkılmadan önce, Batı Berlin’in duvara en yakın olan ve Alman şehirlilerin pek uğramadığı bir sonradan olma semtmiş. Almanya’nın başta Türkler olmak üzere birçok az gelişmiş ülkeden işçi ithal ettiği 60’lı yıllarda, bu yeni gelenler için Kreuzberg’de bir yaşam ünitesi oluşturulmuş. Almanya’da ikinci jenerasyon olarak bilinen Türk gençlerinin hip-hop’u seçmelerinde de Kreuzberg’deki getto yaşamı bir araç olmuş. Gerçi Kreuzberg artık sadece yabancıların kendi kendilerine yaşayıp gittikleri bir dış semt değil; Berlin’in sanat camiasının, entelektüellerinin, punklarının, bohemlerinin mesken edindiği şehrin en renkli, en Türk ve en hip bölgesi.